| |

Ana Sayfa
|
Ergin Yıldızoğlu
ergin.yildizoglu@gmail.com
Davos ve ‘Yeni Normal’
Rogoff,
“Esas sorun büyümenin düşük düzeyde kalması
olacak. Bize yapısal büyüme gerekiyor
” diyordu. Ben kendi hesabıma,
bu saptamayı (tartışmaları)
“kriz içinde
toparlanma olabilir ama, sermaye birikim sürecinin yapısal bir istikrar
kazanacağı noktadan çok uzağız; önümüzde, mali krizler, sert sınıf
mücadeleleri, uluslararası gerginlikler ve sömürge savaşları
var” olarak
okuyorum.
Davos toplantılarını
1990’ların başından bu
yana izliyorum. Tabii ki oraya giderek değil
… Önceleri yalnızca
gazetelerden, sonra da internet üzerinden
… Ama hiç bu yıl olduğu
kadar açık sözlü, gerçek tartışmalara şahit olmamıştım. Özellikle ilk gün
yapılan, “
Yeni Normal”
ve “
Bir Sonraki Kriz”
konulu paneller çok aydınlatıcıydı. Bu iki
panelde, Roubini, Rogoff, Rajan, Takenaka
(Japonya),
Zhu Min (Çin), ABD Demokrat
Parti’
den sendikaların sesi olarak bilinen
Frank Barney, Carlyle
Grubu’
nun kurucusu ve müdürü
David M. Rubenstein
tartışmalara derinlik kattılar.
Anladığım o ki, dünya ekonomisinin ve siyasi
düzeninin karşı karşıya olduğu sorunlar, gündelik medyada yansıtılanlardan
çok daha ağır ve kaygı verici.
“Küresel büyüme için Yeni Normal
nedir” sorusu
bu kaygıların ürünü. Bir taraftan bir dönemin, kuralları, alışkanlıkları,
açıklayıcı söylemleriyle birlikte geride kaldığında hemen herkes
anlaşıyordu. Diğer taraftan yeni kurallar, standartlar, söylemler henüz
oluşamamıştı. Üstelik hemen hemen kimse krizin geride kaldığına
inanamıyor; çok gerçekçi nedenlerle, yılın ikinci yarısında yeni
sarsıntılar, hatta ikinci bir gerileme dalgası bekliyor.
“Bundan
sonraki küresel kriz ne olacak
” sorusu da bu beklentilerle
ilgiliydi.
İkinci tartışmaya katılanlardan Financial
Times’
ın finans sayfaları editörü
Gillian Tett
’in
“Finansal kriz ekonomik makineyi
sınava soktu, şimdi siyasi makineyi sınava sokuyor. İkinci sınav da
birincisi kadar düş kırıklığı yaratacak
” sözleri, iklimi çok iyi
yansıtıyordu.
Düşük büyüme yüksek işsizlik
Tartışmalardan, dünya ekonomisinde, ama özellikle
gelişmiş ülkelerde, uzun bir süre için
“Yeni Normal
”in, tarihsel ortalamaların
altında bir büyüme hızı, yüksek işsizlik oranları olacağı anlaşılıyor.
Tartışmacıların anlaştıkları bir diğer nokta da, bu yılın ikinci yarısında
ekonomik toparlanmanın aksamaya başlayacağına ilişkindi. Hükümetlerin
ekonomik desteklerinin sonuna geliniyordu, gündemde yeni genişleyici
önlemler yoktu. Bu bağlamda, ekonomist Heizo Takenaka iki
dipli “
W”
tipi bir resesyon olasılığının güçlü olduğunu vurgularken
Roubini, toparlanmanın “
V”
değil “
U”
tipi olduğunu söylüyordu.
Michael J. Elliot
’un şirketinin, 52
ülkede 1200 CEO’
yu kapsayan anketinin sonuçları da iyimser değildi.
CEO’
ların yüzde 25
’i yeni işçi
alabileceklerini söylerken yüzde 25
’inin yeni işçi almaya
niyeti yokmuş. CEO’
ların hepsi, devlet müdahalesi, korumacılık risklerinin,
maliyet unsurlarının öneminin artmakta olduğundan
yakınıyorlarmış.
Hemen tüm tartışmacılar, gelişmekte olan ülkelerin
piyasaları, büyüme oranları konusunda iyimser olduklarını vurguluyorlardı.
Ancak, ABD, AB ve Japonya
’nın toplam üretimi 40
trilyon dolara ulaşırken Çin
’in 4 trilyon dolar
düzeyinde dolaşması, toparlanmanın öncelikle merkez ülkelerin
performansına bağlı olduğunu gösteriyordu. Merkez ülkelere bakınca da,
tüketimin zayıflamaya devam ettiği, kapasite kullanımının yüzde
70’
lerde süründüğü, kredi piyasasındaki sıkışıklığın
açılmadığı, kaldıraçlı borçların hâlâ çok yüksek düzeyde olduğu
görülüyordu.
Carlyle Grubu
’nun
CEO’
su David Rubenstein,
“Beni en çok
üç ‘
D’
(debt, deficit, dollar -
borç, açık, dolar)
korkutuyor”
diyordu. ABD
’nin toplam borçlarının
14 trilyon dolara, finansal karşılıkları henüz bulunamamış sosyal
harcamaların yükümlülüklerinin 41 trilyona ulaştığına işaret ederek, bu
koşullarda doların geleceğinin çok riskli olduğunu
vurguluyordu.
Raguran Rajan,
“Gelişmekte olan ülkeler
geleneksel olarak borçlu hükümetler, gevşek para politikası, piyasa
ekonomisine, özel sektöre yönelik kuşku ve kutuplaşmış seçmen
özellikleriyle tanımlanırdı. Ancak bugün bu özellikleri gelişmiş ülkelerde
görüyoruz”
diyerek, çok önemli bir noktaya değindi.
Rajan’
a göre, Davos
’ta her zaman çözüm
mültilateral (global) olacak denirdi, ama gerçekte bugün işbirliği çok
zordu ve çözümlerin ulusal zeminde şekillenmesi gerekiyordu. Eğer bu
çözümler şekillenemezse
küreselleşemeden geri
gidilebilirdi.
‘Sert güç’ önemli
“Bir Sonraki
Kriz”
tartışmalarında (ki “
Yeni Normal”
tartışmalarıyla arasında organik bir bağ olduğu
söylenebilir) üç kriz kaynağı olasılığı üzerinde duruldu: Devletlerin
borçlarını ödeyemez duruma düşmesi, çok fazla düzenleme, korumacılık. Üç
konuşmacı, bu kriz olasılıklarını kısaca savundular; üç konuşmacı da bu
savunmaları sorguladı. Sonunda salonda yapılan oylamada kamu borçları
sorunu yüzde 50.7, korumacılık yüzde 37 destek alırken düzenleme
korkusunun yüzde 12’
de kaldığı görülüyordu.
Borç ödeme zorluğunun olası etkilerini açıklarken
Rogoff önce, tarihte her büyük mali krizi bir devlet iflası olayının
izlediğini anımsattı. Sonra devletlerin bu borçları ödeyebilmek için kemer
sıkma politikalarına yöneleceklerini, bunun da yüksek işsizlikle
birleşince ciddi siyasi krizlere yol açabileceğini vurguladı.
Bu, “Yeni
Normal”
toplantısında Rajan
’ın
“ekonomik
belirsizlik”
döneminden sonra şimdi de siyasi belirsizlikler dönemine
giriyoruz”
saptamasıyla uyum halindeydi.
Kamu borçları ile ilgili tartışmada, Senatör
Barney
’in,
“savunma harcamalarını
kısarak kaynak yaratabiliriz
” önerisine, tartışmaya
salondan katılan Ian
Bremmer,
“Doğal kaynaklar üzerinde
rekabetin sertleşiyor olması,
‘sert gücün
’ öneminin azalmayacağını
gösteriyor”
diyerek itiraz etti. Bir izleyicinin,
“ABD
’nin elinde büyük topraklar ve
doğal kaynaklar var, neden bunları satarak borçlarını
ödemiyor”
sorusuna karşılık Carlyle
’in
CEO’
nun ulusal güvenlik, stratejik nedenler sayarak verdiği
“olacak iş
değil”
cevabı, bu politikaları gelişmekte olan ülkelere
dayatanların gündemini sergilemesi açısından ibret
vericiydi…
Financial Times
’dan Gillian Tett de bu
tartışmaya, “
Önümüzdeki dönemde en önemli sorunlar, sıkıntıları nasıl
dağıtacağız, küçülmekte olan pastayı nasıl paylaşacağız, sorularından
kaynaklanacak”
saptamasıyla katıldıktan sonra
“ABD
’nin bu konularda hiç deneyimi
yok” diyerek
çok önemli bir noktaya dikkat çekti.
Her iki toplantıda, konuşmacıların (küresel
kapitalist sınıfın temsilcileri olduklarını anımsamakta yarar var)
hükümetlerin popülist politikalara yönelmesinden korktuklarını belirtmesi,
bir konuşmacının popüler beklentiler kadar
“duyarlılık da
önemli”
uyarısı çok anlamlıydı. Çünkü, duyarlılıktan kastedilen
piyasa oyuncularının (kendi sınıfının) duyarlılığıydı. Bir başka
konuşmacının, “
Kapitalizmin temel taşı hisse senedi sahipliğidir, ama henüz
kriz bizi yeterince cezalandırmadı”
sözleri de anlamlıydı
.
Tartışmacılarda şöyle bir kaygının egemen olduğu
görülüyordu: Demokrasi çok önemli; ancak
demokrasi için kamuoyu önemli; kamuoyuysa finans kesiminden nefret
ediyor… Kamuoyu
hükümetlerin bir şeyler yapmasını bekliyor. İşsizlik artarken, hükümetler
halklarının, su, gıda gibi temel gereksinimlerini karşılamakta zorluk
çekmeye başlarlarsa, korumacılığın gündeme gelmesi
kaçınılmaz.
Dahası, uluslararası düzeyde işbirliği değil rekabet gündemde
ve ortada bunu aşabilecek bir liderlik yok
.
Rogoff,
“Esas sorun büyümenin düşük düzeyde kalması
olacak. Bize yapısal büyüme gerekiyor
” diyordu. Ben kendi hesabıma,
bu saptamayı (tartışmaları)
“kriz içinde
toparlanma olabilir ama, sermaye birikim sürecinin yapısal bir istikrar
kazanacağı noktadan çok uzağız; önümüzde, mali krizler, sert sınıf
mücadeleleri, uluslararası gerginlikler ve sömürge savaşları
var” olarak
okuyorum.
Ergin Yıldızoğlu Arşivi
Ergin Yıldızoğlu Blogu
|