Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

   




















































































































Ana Sayfa


Gündem


1 Eylül 2008


Yeni ortam, bu ortamdır!


Ekonomik ve politik kriz hızla derinleşiyor. Temsili demokrasi adım adım rafa kaldırılıyor. Dinci ve faşist eylemciler kolkola toplumu sindiriyor. Topluma ve toplumculuğa karşı demokrat kalpazanlar AKP şemsiyesi altında azıyorlar. ABD ve AB kucağında hoplayan AKP hükümeti, ülkenin içini de dışını da ateş çemberine sokuyor. Dünün revizyonist ve oportünist solundan devşirilmiş Fettullah/Soros beslemesi yeni liberaller, özellikle devrimci sola karşı rezil iftiralar ve haince provokasyonlar düzenliyorlar.

Görülüyor ki, bugün ülkemiz apaçık bir işgal altındadır. Yönetim, yerel/küresel dinci ve mali sermaye faşizmine dayanarak ayakta duran, ABD ve AB emperyalizminin kuklası bir gerici ittifakın elindedir. Bu ittifakın sınıfsal mevzilenmesi tam iken; ezdiği, dağıttığı, yok ettiği emek cephesinde ne sınıfsal mevzilenme ne de bu yolda somut ve tutarlı bir girişim vardır. "Solda birlik" çağrılarının ardındaki kurnaz menşevikler, CHP'nin yerine ikame edilecek yeni bir sosyal demokrat parti arayışıyla, sınıfsal kalkışımı mahşere değin erteleme çabasındadırlar. Arada bir KESK'in bir eyleminde ya da Tuzla'da boy göstererek, reformist burjuvazinin kollaması altında, "sol" ninnilerle emekçileri uyutmaya çalışmaktadırlar. "Devrim" ve "sınıf" sözcükleri hiç birinin söyleminde olmadığı gibi, sınıfın mevzilenmesini dinamitleme adına, "sınıf savaşımı" ve "devrimci sol"u anarşi ve terör odağı olarak gösterme yarışından asla kopmamaktadırlar.

Bu durum sadece ülkemize özgü de değildir. Tüm AB coğrafyasını sarıp sarmalamıştır. Dünyanın diğer yörelerinde de hızla gelişip yaygınlaşmaktadır.

Hiç kuşku yok ki, bir ülkedeki sosyalist devrimin temel gücünü o ülkenin toplumsal yapısı tayin eder. Ne ki, emperyalizmin "küresel" saldırısı altındaki ülkelerin toplumsal yapıları, giderek birbirlerine denkleşmektedir. Emperyalizmin işgali altındaki Doğu/Batı, Kuzey/Güney ülkelerinde, emekçi sınıfların sefaleti, yaşam koşullarının zorluğu, sosyal yardımlardan yoksunlaştırılmaları ve sömürülmeleri korkunç bir düzeydedir. Toplumların hiçbir kesimi halinden hoşnut değildir ve her an patlamaya hazır volkan gibidir. Bunu önlemenin yolu, bizde ve yöremizde şeriatçı islam faşizmini, diğer alanlarda hristiyan haçlı faşizmini hortlatmak olmaktadır.

Emperyal saldırının bu yeni ivmesi, -dinci faşizme eklemlenmiş monetarist ekonominin neo-liberal yüzüne takılmış küreselleşme maskesi- parayı her zamankinden daha çok te­mel eksen alıyor. İnsanın değerini salt para belirliyor. Savaşların para için çıkarıldığını günümüzde herkes anlıyor. Dinciliğin, paraya ulaşıp kullanma ve hükmetme yollarından biri olduğu ortada sırıtıyor. Burjuvazi artık işçileri insan olarak görmüyor. Üretim ve tüketim aracı ola­rak varsayıyor. İşçiler emekleriyle yarattıkları değere yabancılaşmak­tan öte, mali-sermaye egemenliği koşullarında çalışma faaliyetinden de geniş ölçüde koparak -işsizleşerek- sınıflarına da yabancılaşıyorlar. Sisteme karşı sınıfsal mevzilenme ve devrimci savaşımın yerine, sistematik olarak yeniden ve yeniden üretilen ulusal ve etnik çelişkiler ekseninde savaşıma yönlendiriliyorlar. Sınıfsal taban kaymasında, toplumlar “onlar” ve “biz” çatışmasına koşullanıyor.

Kuşkusuz, çevremizde devasa bir baskı sistemi kurulmuş ve baskılar her geçen gün daha yaygınlaşmaktadır. Mevcut göstermelik yasalar hiç işlememekte, emek örgütlülüğü içinde yer alan herkes şu ya da bu biçimde saldırılara, soruşturmalara, cezalara, tehditlere uğramaktadır. Sözde AB'ye uyum adına çıkarılan her yasa "demokratikleşmeye" değil "faşizmin pekişmesine" hizmet etmekte, yargıda mevzilenmiş odaklar sahte belgeler düzenleyip onlarca insanı nedensiz niçinsiz tutuklatabilmektedir.

Bu azgın "yerel/küresel tımarhane"den çıkış yolu elbet te vardır. Bu öyle "sol birlik" masallarıyla, Güray Öz'ün "Solun Durumu Tartışması" başlıklı yazısında değindiği gibi "sıkı bir ahlak dersine ihtiyaçları" olan "tartışmalarını kendi inisiyatiflerinde götürmek isteyen liberal, neoliberal" üçkağıtlarla değil, emeğin sınıfsal ekseninde yeniden bir örgütlenme atılımıyla gerçekleştirilebir ancak. Böylece yeni bir ortama geçilebilir.

* * *

Yeni Ortam, günlük olarak girdiği bu yeni yayın döneminde, gereken atılıma kendi çapında bir adımla katkıda bulunabilmeyi hedefliyor. Ancak, mevcut birçok yayınla "maksat bir rivayet muhtelif" bir çizgide olmayacağız. Çünkü onların rivayetleri biraz deşilince maksadın da bir olmadığı görülmektedir. Bizim "maksat"ımız, Marksist terminoloji ile allanıp pullanmış, yaldızlı bir teslimiyetçilik değildir. Çünkü onlar hem kendileri hedef şaşırmışlardır hem de okurlarına şaşırtmaktadırlar. Her alanda AKP/AB/ABD yedekçiliğine düşmektedirler. Kalpazanlığın alemi yok. Hedef, "kendi içinde toplumsallaşmış" devrimci sosyalizmin yerel/küresel emperyal saldırıya karşı koyup emeğin sınıfsal ekseninde ulusal/uluslararası mevzide savaşımıdır. Yeni ortam, bu ortamdır!






• Yeni Ortam Değerlendirmeleri Arşivi •