| |

Ana Sayfa
|
G Ü N D E M
Hukuk, TEKEL, Tarih
Hukuk, ekonomik ilişkilere ve ekonomik evrime göre değişen kurallar ve kalıplar bütünüdür. "Hukukun üstünlüğü" ilkesi, herhangi bir evredeki ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen kurallar ve kalıpların o ilişkiler sürdükçe varlığının kabul edilmesi ve onaylanması ilkesidir. İlişkiler değiştiğinde, hukuksal kurallar ve kalıplar da (yasalar, anayasalar vb.) bu değişikliğe uymak zorundadır. Bu, değişimden önceki hukukun ortadan kalkması ve yerine yeni, değişen koşullara uygun bir hukukun konulması demektir. Ancak bu değişikliğin gerek ve kapsamı, ekonomik ilişkilerdeki değişimin kapsamına bağlıdır. Eğer süreç, bir üretim ilişkisinden bir başka üretim ilişkisine geçiş süreciyse, kaçınılmaz olarak hukuk da böylesi temelsel bir değişime uygun olarak temelden değişir. Bu, özel hukuktan ceza hukukuna kadar tüm alanlarda böyledir.
Bugün, Türkiye'de ekonomik ilişkilerin değiştiğini gösteren tek veri, sermayenin "yeşil" alanda yoğunlaşmasından ibarettir. Hukuksal kurallar ve kalıpların değiştirilmesi istemi ise, mevcut hukuk kural ve kalıplarının egemen erk tarafından fiilen işlemez hale getirilmiş olmasından, yasa koyucunun bunların amacı dışında yorumlanması ve amacı dışında kullanılması dayatmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Bu aşamada, ekonomik ilişkilerin değişmemiş -bir üretim ilişkisinden bir başka üretim ilişkisine geçiş- olmaması, salt sermayenin "yeşil"leşmesi, değiştirilmek istenenin hukuksal kurallar ve kalıplar bütünü olmadığı, hukukun toptan rafa kaldırılmak istendiğini ortaya koymaktadır.
Zaten bir çok mahkeme ve yargıcın egemen erkin istediği türden kararlar almakta ve bu yolla yasa dışı, hukuk dışı uygulamalara yasal görünüm kazandırmakta oluşu da, ülkemizde bir hukuktan, "hukuk devleti"nden ve "hukukun üstünlüğü"nden söz etmeyi olanaksız kılmış durumdadır. Hukuksuzluğun ve hukuk dışılığın böyle kolayca uygulanabildiği, yasaların kolayca silkelenip görmezden gelinebildiği bir ortam, anayasanın da, anayasal hukukun da artık hiçbir bağlayıcılığa sahip olmadığına işaret etmektedir. Yani hukuk, "toptan" değilse bile büyük oranda rafa kaldırılmış bulunmaktadır zaten. AKP erkinin mevcut anayasaya aykırı yasalar çıkarması ve icraatta bulunmasını "meşru" sayan şakşakçıları unutuyorlar ki, yasa koyucuların ve yasaları uygulamakla yükümlü olanların yasaları çiğnedikleri, hukuku rafa kaldırdıkları bir toplumda, hukuka uymakla yükümlendirilmiş her kesim ve herkes, bu hukuka uymama hakkına sahiptir. Hukuk artık hiç kimseyi bağlamaz.
* * *
TEKEL işçilerinin 14 Aralık'ta başladıkları eylem, işçi sınıfının yeniden keşfedilmesini gündemledi. 1991'deki Zonguldak maden işçileri eyleminden bu yana unutulmuş olan ekonomik, demokratik ve siyasal mücadele kavrayışını yeniden anımsattı. Klasik sendika ve sendikacılığın ömrünü çoktan tamamladığı, artık "sivil toplum hareketi"ne endeksli bir “toplumsal hareket sendikacılığı”nın geçerli olduğunu savlayanları da şapa oturttu. Ne ki, her kesimden yalnızca "hümanist" söylemlerle destek bulan eylemin gerçek anlamı gözden saklandı. İflah bulmaz romantikler eylemi “yeni bir işçi sınıfı hareketinin doğuşu” muştusu olarak algılayıp “umudu büyütme” düşlerine kapıldılar.
Oysa apaçık olan odur ki, TEKEL işçilerinin eylemi, düpedüz ekonomik taleplere dayanmaktadır. Bu taleplerin şu ya da bu şekilde gerçekleşmesiyle eylem sona erecektir. Çünkü her ekonomik mücadele, “elle tutulur sonuçlar” elde edilmesiyle birlikte sona erer. Ne ki, bu eylem, örgütlü ve kararlı bir işçi sınıfı hareketinin geniş kitleleri nasıl harekete geçirebileceğini somut olarak göstermiştir. Bir tek işkolunda ve bir tek eylem biçimiyle bile olsa, ülke çapında birleşmiş ve örgütlenmiş bir kitle hareketinin nasıl başarılı olabileceğini kanıtlamıştır. Bundan dolayıdır ki, gelecekteki sınıf hareketi üzerinde etkisi hissedilecek, örnek alınacaktır.
AKP erkini de, ardında mevzilenmiş işverenleri ve her türevden liboş yalakayı da korkutan budur. Bu nedenle TEKEL işçilerinin eylemini yozlaştırmak ve zor kullanarak sindirmek için ellerinden gelen tüm çabayı göstermektedirler. Eğer bu eylem şu ya da bu şekilde yozlaştırılır ve polise/askere dayalı güçlerin şiddet ve zor kullanımıyla bertaraf edilirse, tarihsel bir örnek olması da engellenebilir sanısındadırlar. Oysa TEKEL eylemi, daha şimdiden 15-16 Haziranla, 1 Mayıslarla ve Zonguldak maden işçileri eylemiyle birlikte tarihteki yerini almıştır.
* * *
Yasa koyucuların ve yasaları uygulamakla yükümlü olanların yasaları çiğnedikleri, hukuku rafa kaldırdıkları bir toplumda tarihi belirleyecek olanlar, bu hukuka uymama hakkına sahipliğini alanlara yöneltecek yığınlardır. Her renkten sermaye sömürüsüne karşı eylemini koyan ve toplumu dönüştürme erkinin asli sahibi işçi sınıfıdır. Diğerleri tarihe damga vuramaz, tarih tarafından damgalanırlar ancak!
Yeni Ortam Değerlendirmeleri Arşivi
|