Ana Sayfa


G Ü N D E M


Kenya Notları


Derin bir ıssızlık boyutunda uzuyor Nairobi'den Kisuma'ya giden yol. Tek tük hepatitli ışıklar çevrede. Frengili olanlar da var sanki içlerinde. Soluk, ölgün.

Sözde Victoria gölüne ulaşmaya çalışıyoruz. Yöreye yabancılık önemli değil şu anda. Kendimize yabancıyız. Yaşam öykümüzün yanılsamaları sağanak olup doluşuyor üstü açık cipe. Tenimizin yabanıl ter kokusu uyanıyor. Kaç kez öldükten sonra gerçekten yaşıyor muyuz?

Yalın bir sürüşle ilerliyoruz. Saydam bir çizgi boyunca. Sanki bir an o çizgi kırılıyor, gözüme batıyor bir parçası. Hücresel bir çözünüş tüm bedenimde. Kaygısal hiç bir belirti yok. İmge de. Salt kendi yarattığım korkuların inlerinden çıkışları. Bir de yol kenarındaki hayvan leşleri.

Bir safari cipiyle burun buruna geliyoruz. Herkesin dudaklarında yalan ve yapmacık gülüşler. Hızla uzaklaşıyoruz. Ahmak bir günün yol boyunca yinelenecek betimi bu.

Yalnızlık, iki bilinmeyenli bir denklem. Yapayalnız da olursun, biriyle birlikteyken de. Denklemi oluşturan esas ikinci şık. Bütün yalnızlıkların ilenci, biriyle birlikteyken olan. Hiçliğin yankısının sürekli duyulduğu an.

Nedense kadınlar her ülkede daha çok intihar ediyor. Belki de oldukça cesaret isteyen erkeksi bir eylem olduğu için. Ya da tam tersi. Kuşanılan maskelerin alaşağı edildiği kadınsı ve sessiz bir eylem olduğu için. Bu ıssız yol boyunca, geçen hafta duyduğum bir intihar girişimini anımsıyorum nedense. Çoğulluğunu koruyamayıp tekilliğin tükenişine sığınmak isteyen bir kadının. Kenyalı bir ozan, erdemin ötesi cinnettir demiş. Mi gerçekten?

Victoria gölüne varacağız az sonra. Çevredeki yoksul ülkelerin boynuna dolanmış soytarı bir su azmanı. Tenimize yapışmış tozdan arınmak için bir fırsat. Yol kıvrılıyor ve son uzanışında artık. Öfkesini atıp üstünden memelerini salan kadınlar öte beri satıyor çevrede. Bizse, güneş altında güneş arıyoruz hâlâ.

Omino Cresent üzerindeki Fanana oteli barının kuytuluklarında tek başına çok genç bir kız var. Şortlu bacakları arasına sıkıştıdığı bir şişe Croiser'den uzun yudumlar alıyor. Uçuk sarı masa lambası ışığı altında bir kartın arkasını karalıyor. Hiç boş yer yok. Yol arkadaşımın olmazlanmasına karşın, gidip masasına oturma izni alıyorum. Güneyli bir Fransız aksanıyla karşılıyor İngilizce sorumu.

Kim, ne yaşıyor bu dünyada? Pazarlamanın ve maddenin gücü dışında nerede soluk alınıyor? Toulon'lu kız kendini pazarlıyor Kenya'nın bir ucunda. Güneşin tüm yakıcılığı altında, tüm düşlerin yitirildiği bir kış kıyımını yaşıyor. Safari rehberi babası ağır yaralandıktan ve hepatit c bulgusundan sonra, evi geçindirme görevi onun olmuş. Onaltı yaşında becerebildiği tek iş de bu. Arkasını yazdığı kartı da Fransada'ki bir kız arkadaşına yolluyor. O da, babasını çoktan terketmiş annesinden geliyormuş gibi yeniden Kenya'ya postalıyor. Eski bir Paris'li ile konuşmanın rahatlığında. Bize ilettiği yatma önerisini geri çevirdikten sonra hem biraz kızgın, hem biraz daha güvenli sanki. Nakuru'nun kuzeyine gidip Nyahururu şelâlelerini görmeye gideceğimizi öğrenince, Liou Hill'de Eldorado Lodge'u öneriyor. Orada bir Hollandalı arkadaşı varmış. Hastalıksız ve yaşı yirmiymiş. Yeterince parası olursa hem arkadaşına hem de yaşamında hiç görmediği şelâlelere gidecekmiş. Bizimle birlikte gelmesini söyleyince gülüyor :

Bir şey daha var, yeterince param olunca ve babam ölünce...

Sonsuz yeşilin ortasındaki sonsuz ıssızlıkta ilerliyoruz. Altından az önce geçtiğimiz gökkuşağı sonsuz irin salıyor çevreye. Hepimiz tükeniyoruz. Tükenişin sonunu ölüm sanan yanılıyor. Tükenmek, çöl rengi bir giysi. İçinde kendini bile bulamadığın.

Bu kez cipi ben kullanıyorum. Kilometreler hızla tükeniyor.

* * *

Renkler yeniden tanımlanmalı Kenya'da. Hele hele Nyahururu şelalelerinde. Yeşilin ve mavinin olmuş, olan ve olacak tüm tonlarıyla beyaz. Kızılın yeri apayrı ama. Gündoğumunun ve batımının tek egemeni o. Sarıya ödün vererek biraz. Ve güneş altında apayrı bir kahverengi cümbüşü.

Yeşil ve mavinin sağlamlığı, beyazın sürekliliği simgelediğini sanan çok yanılır burada. Her yıl yaklaşık 20 bin Kenyalı işsiz kalıyor ülkede. Buna karşın komşu ülkelerde kilovat saati 4-5 sent olan elektrik 14 sente satılıyor. Kargaşa büyük çapta. Biz geldiğimiz gün Tony Ndilinge adlı bir askeri polis öldürülmüştü. Ardından 300 dolayında tutuklama yapıldı. Belki de sarı rengin simgelediği geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin biraz yansıdığı alan ülke yönetimi. Kızılın iştah acıcı özelliği de burada kendini belirlese gerek. Parlamentoya 10 parti sıkışmış durumda. 222 koltuk var ama yalnız 210'u için seçim yapılıyor. 12 üyeyi devlet başkanı atıyor. Dengeyi bulmak için olsa gerek. Ama tüm çabalara karşın devlet başkanı Moi'nin partisi KANU (Kenya Afrika Ulusal Birliği Partisi) ancak 107 sandalyeyi denetleyebiliyor. Demokrat Parti'nin (DP) 39, Ulusal Gelişim Partisi'nin (NDP) 21, Restorasyon ve Demokrasi Partisi Forumu'nun (FORD) 17, Sosyal Demokrat Parti'nin (SDP) 15 sandalyesi var ve diğerleri daha küçük çapta partilerce bölüşülmüş durumda. Yaklaşık 30 milyon nüfusu var ülkenin. 65 yaş üstü nüfus yüzde 3 oranında. 0-14 yaş grubu yüzde 43. 15-64 yaş arası grup yüzde 54'lük bir paya sahip ve bunların kadın-erkek dağılımı neredeyse eşit. Bu rakamları vermemin nedeni, çalışabilir durumdaki nüfusun 10 milyon dolayında olduğunu belirtmek için. Eğer buradaki gibi beşer altışar nüfuslu aileleri işe katarsanız, yaklaşık 2-3 milyon kişinin fiilen çalışabildiğini ve bunların 20 bininin her yıl işsiz kalmasının boyutunu daha rahat algılarsınız. SUPKEM (Kenya Müslümanları Yüksek Konseyi) Başkanı Şeyh Abdul Gafur El-Busadi'ye göre, "Ülkede hiç aç yok. Bunun nedeni avcılık. Her kadının dört dolayında çocuk doğurmasının temel nedeni de avcı yetiştirmek."

Kahverengi cümbüşü belki de en yakışanı bu ülkeye. Yavaş hareketi ve durağanlığı simgelediği düşünülürse hele. Bayrakta yer alan gücü, tutkuyu ve hırsı simgeleyen siyaha ne demeli o zaman? Safari gelirleri ile durumu idare etmeye çalışan gri giysili yöneticilerin ve askerlerin tekelinde o. Bronz renkli yabancılar eğer ülkeye gereken dövizi bırakmıyorsa, renklerinin hakettiği tepkiyi almakta da hiç gecikmezler. Sonsuzluğu simgeleyen lacivert bir gökyüzü altında yoğun bir kabullenme ve uzlaşma içindeki pembe halkın suskunluğu da bundan olsa gerek.

Renkler yeniden tanımlanmalı bu ülkede. Portakal renginin gücü aşılanmalı pembeye.

* * *

Nakuru'dan kuzeye yöneliyorum. Her köy yolu çıkmaz bir sokakla son buluyor. Barikatlar. Taşınabilir askeri denetim noktaları. Ülkede bunca yıkım varken neyi denetliyorlar acaba? Yıkımın boyutunu mu, yıkıma uğramamışlarla yıkılmışların gözle görülür sınırını mı?

Bir göç yolu burası aslında. Kenya'dan Etyopya'ya, Etyopya'dan Kenya'ya. Bir zulümden, bir sefaletten diğerine.

Yollar neredeyse bomboş. Herkes hiçbir yere gidiyor. Yitirilecek ya da kazanılacak çok şey yok. Mideler doysun, belki akşama şöyle bir dans da edilir ateş çevresinde.

İnsan coğrafyasını irdelemeden safari coğrafyasıyla sevişenlere inat, köy yollarındayım ben. Sıfır yılında durmuş zamanda ilerliyorum. Coşkuların var olamadığı, biçimlenemediği bir alanda. Durmadan kendi içinde dönen bir yabansılıkta.

Simba Ulusal Parkı'na turlar düzenleyen ve Hint Okyanusu kıysındaki Mombasa kentinde oturan bir Alman tanımıdım Nairobi'de, Lothar. Bu aralar sık işi olmadığını, dilersem beni Mwalugangee fil mezarlığına götürmeyi önermişti. Onunla söyleşimizi anımsıyorum bu ıssız yol boyunca. Düş kırıklıklarının hemen ertesinde yepyeni düşlere kapılmanın sonsuz saflığını özdeşleştiriyorum çoğunluğu AIDS, Kamba ve Kisii yerlileriyle. Kenyalıların neden çok iyi atlet olduklarını, Lewa Vahşi Yaşam Koruma alanına geziler düzenleyen Amerikan Samoa'sından bireysel rehber Tauese'nin sözleri nasıl açıklıyordu : "Gitmek isteyip de gidemedikleri iç yabancılıklarından arınıyorlar".

Kenyalı yazar Martin Maramba apayrı bir görüşte ama. Ona göre, burası dünya. Göğüyle, deniziyle, gölleri ve nehirleriyle, ormanlarıyla, vahşi yaşamı ve bu yaşamın hayvansal ve insansal ögeleriyle dünya. Yerkürede yaşayışın hiç bir ek anlam katılmadan tüketildiği nokta. Tanımı da tanımsızlığı da kendi içinde barındıran topraklar. Doğan her günün geceyi de aydınlattığı, eski zamanların unutulduğu, yeni zamanlara boşverilen kaçınılmaz sınırsızlık. Karşısındakine bir başkası olma fırsatı tanımayan paylaşım çukuru. Yalnızlığı çoğaltan tutkulara izin vermeyen bir sıradanlık doruğu.

Ansızın çocuklar çıkıyor karşıma. Az ötede ise bir başka barikat. Yüzüme bakıyor kapalı camdan bir nöbetçi. Elim kapıya gidiyor, gereksiz anlamına bir işaret yapıyor. Geçip gidiyorum.

Bu barikatlar kimin denetimi için?







• Yeni Ortam Değerlendirmeleri Arşivi •