| |

Ana Sayfa
|
G Ü N D E M
Evet, "Hayır"
Yayında olmadığımız süre içindeki -özellikle referanduma endeksli- gelişmeler, yeni bir siyasal kriz içinde yine toplumsal sorunların çıkmaz çarşambaya ertelendiği, baskı ve şiddete dayalı egemen erk dayatmalarıyla -ve muhalif cephenin tahterevallinin öteki ucundaki bildik konumuyla- ana çelişkinin üzerinden atlanarak aşılmaya çalışıldığı -hatta tümden yoksayıldığı- bir süreç olmaktan öte özellik taşımadı.
Sınıf temeli giderek birbiriyle kaynaşan ve oynaklaşan dinci radikal; liberal batıcı ve ABD'ci; asker, bürokrat ve sivil faşist; kafatasçı ama mütedeyyin kılıflı cephe, sınıf temeli giderek proleteryadan ayrışan ama genişleyen mülksüz, işsiz ve sefalet içindeki alt sınıfları ya islami ideolojinin etkisi altında örgütlenme ya da kasketli halkçılığın girdabına yeniden çekme ekseninde uğraş veriyorlar. Mülksüzleri, işsizleri, ezilen alt sınıfları işçi sınıfından koparıp almak, dahası, işçi sınıfına karşı kullanmak yoluında çaba veriyorlar. TEKEL direnişinden bu yana iğneyle kazmaya çalıştıkları kuyu bu.
Referandum kapışmalarının yargı organlarına endeksli, sözde demokrasi ve darbe söylemli olması kimsenin kafasını karıştırmasın. Geri planda ama eksende oylatılmak istenilen
işçi sınıfını ve haklarını dışlayan düzenlemelerdir. Emekten yana yargı bağımsızlığını, çalışanın demokratik haklarını bir kalemde silen; emeğe karşı darbe hedefleyen bir maddeler bütünüdür oylatılacak olan. Ezilen alt sınıfları oligarşinin yedeğine alıp işçi sınıfını onların önünü kapayan bir etmen olarak sunan AKP politikaları, toplumsal her kesimi birbirine düşman kılarak aradan sıyrılmayı hedeflemektedir.
Toplum, bir yanda ‘laikliği ve cumhuriyeti korumayı’ görev bilen silahlı ve silahsız kuvvetler birliği, diğer yanda ise ‘demokrasiyi korumak’ rolündeki liberal ve islamcı faşist kuvvetler birliği şeklinde iki kampa bölünmüş bulunuyor. Toplumsal saflaşma, taraflaşma ve bölünmüşlüğün iki kutbunun, kendilerini nitelerken kullandıkları ‘laiklik’ ve ‘demokrasi’ kavramları, gerçek yüzlerini saklamaya yarayan birer maskeden başka şey değil. Her iki kamp bir yanda birbirlerini ama hep birlikte de işçi sınıfını düşman ilan etmiş konumda. Tabii bu arada, kendisini Türk ya da İslam olarak tanımlamayan geniş kesimler de bütünsel saldırı altında.
Bu durumda, gerçek demokrasinin ve işçi sınıfının yararına hiçbir taraf olmadığı gibi, taraflar oligarşinin seçeneklerinden başka bir şey değildir. Oligarşi bu seçeneklerinden hangisini sunarsa sunsun, emekçi sınıflar için gerçek değişmez. Oligarşinin tercihini belirleyecek olan, ezilenlerin muhalefetinin kendi iktidarına tabi kılınmasında, sömürü sisteminin devam etmesinde, önümüzdeki dönemdeki stratejisine bağlı olarak gelişecek sermaye birikim rejiminin niteliğidir. Oligarşinin siyasal parti tabelalı, STK etiketli ya da medya temelli temsilcilerinin kavgası da asla laiklik ve demokrasi saflaşması temelinde değil, kimin ona hizmette erki ele geçireceği yönündedir.
Ne ki, bu gerçek, referandumda 'ne o ne bu' deyip oylamayı boykotu haklı çıkarmaz. Çünkü "evet" demek, bu sistemin devamını onaylamak anlamına gelir. "Hayır" ise, görünürde sistemin ikili oyununu kabullenmek anlamı içerse bile, sisteme karşı bir reddedişin kıvılcımını da çakar. Bu kıvılcım olmazsa, ileride hiçbir ateş yakılamaz. Ne 1 Mayıs’ta Taksim’e yürüyen işçilerin, emekçilerin yükselttiği kızıl bayrakların ne de TEKEL direnişinin işçi sınıfı hareketi siyasallığı ile birleşmesinin kıvancı, hem Türk milliyetçiliğinin bayrağını yükseltenlerin hem de Osmanlı ya da şeriatı bayrak edinenlerin faşist ve antidemokratik saldırılarından gerçek kurtuluşun yalazını parlatamaz.
İşçi sınıfının kendisiyle birlikte tüm toplumu kurtarmasının yolu, bugünkü aşamada, oylatılmak istenilen işçi sınıfını ve haklarını dışlayan düzenlemeleri yasallaştırma girişimi oylamasına verilecek "hayı" yanıtındadır. Yanıtlamayı boykot; ezilen alt sınıfları oligarşinin yedeğine alıp işçi sınıfına karşı girişilmiş geniş cepheli saldırıyı umursamamak, kendisini Türk ya da İslam olarak tanımlamayan geniş kesimlerin çok daha faşizan bir saldırı altında kalmalarına göz yummak demektir.
Bugüne kadar, sözde "yeni küresel koşullar" karşısında işçi sınıfı mücadelesinin bilimsel temellerinden kopartılmasını umursamayan "sol"lar, giderek daha çok saplandıkları batakta can çekişmeye de gözlerini yumamazlar. Yoksa mücadele somutundan soyutlandıkları gibi, soyut yaşamları da somutça sonlanır.
Yeni Ortam Değerlendirmeleri Arşivi
|