| |

Ana Sayfa
|
G Ü N D E M
Gayet açık, gayet net!
Referandumu "boykot", BDP için tutarlı bir siyasal tutumdur. Çünkü gelinen noktada, onların temel amacı, Türk ve Kürt işçi sınıfı ile halkını devrimci bir tutumla tümleştirmek ve sisteme karşı mücadele birliği vermek değil, tam tersine, her iki kesimi olabildiğince birbirinden uzak tutmaktır. Çünkü hedeflerinde bir "sosyalist Türkiye" yoktur artık. "Özerk bir Kürdistan" vardır. "Boykot"ları da bu açıdan talepleriyle uyum içindedir.
Ne ki, referandumun boykot edilmesini savunan "sol", kerameti kendinden menkul bir "taktik" önerdiğini sanarak, sözde sürece "tavır" koymaktadır. Bu "sol", bu tutumuyla, BDP'nin "özerk bir Kürdistan" talebini desteklemekte, ayni zamanda "sosyalist Türkiye" isteminden kopmaktadır. Yani bu "sol", sosyalizmi hedeflemeyen bir "sol"dur artık. İşçi sınıfı ve ezilenlerin taleplerine sırt çevirmiş, tümüyle oportünist ve icazetçi bir çizgiye prangalanmış, salt "dinsel" değil "ulusçu" cemaatlerin de yedeğine düşmüş, AKP faşizmine ve Kürt burjuvazisi despotizmine "demokrasi" kılıfı biçme riyakârlığına kapılanmıştır. Gerçek bu kadar yalın ve açıktır.
Zaten bu "sol", 12 Eylül terörü ertesinde yılmış, sindirilmiş, kendisine güvensiz ve paronayak hale gelmiş bir kesimi temsil etmektedir. Çoğu sadece soruşturulmuş ve fişlenmiştir, gözaltına alınıp bırakılmıştır. Bu "sol"un bireyleri, Özal dönemiyle birlikte askere gitmiş, bol paralı işlere girmiş, evlenmiştir. Eski tanıdıklarından hiç kimseyle bir daha hiç görüşmemişler, düzenin "makbul" kişileri olarak yaşamaya koyulmuşlardır. İçlerinden bir çoğu, 12 Eylül'den söz açıldığında ya suskun kalmış ya da abartılı öyküler düzmüş, ama "kandırılmış" ve "aldatılmış" olduklarını hep öne çıkarmışlardır. Böylece, o dönemde "suçsuz" ve "haksız" yere gözaltına alındıklarını, işkence gördüklerini vurgulayarak, "devrimci" değil "demokrat" olduklarının altını çizme uğraşı vermişlerdir. Sistemle barışmış, oportünist-icazetçi güruha kapılanmıştır. Sistem de -Abdurrahman Çelebi örneği- onları kullanmak adına, "demokrat"lıklarını nemalandırmış, kapısına bağlamış, "devrimci"lerin üzerine onları salmıştır.
Bu "sol"un referandumu "boykot"u, çoktan sonlanmış kişiliklerinin devrimci, sosyalist, ilerici ve yurtseverler tarafından "boykot" edilmiş olmasına kendilerince bir yanıttır. Devrimcilerin, devrim uğruna yaşamlarını hiç çekinmeden verenlerin, ne sisteme ne de onun bir parçası olan şoven-ulusçuluğa riyakârlık etme, onları "hayır!" ile reddetme tavrından ödün verme eğilimi ve lüksü yoktur. Referandumda verecekleri "hayır" oyunu gerekçelendirmeleri de gerekmez. Çünkü bilimsel ve tarihsel haklılıklarını hiç kimse ve kesimin inayetine de bırakmazlar ve o kimse ve kesimler tarafından onaylamayı da beklemezler.
12 Eylül'de verilecek "hayır" oyu, hem sistemi ve kurgularını, hem AKP iktidarını sürekli ve devlet üzerinde mutlak egemen kılmayı reddetmek anlamına gelecek; hem de kendi "kişisel bozgun"unu devrimcilere saldırarak ve sisteme yamanarak aşmak için çevirmediği dolap kalmayan "sol"u tümden tarihin çöp tenekesine gömmek demek olacaktır.
Gayet açık, gayet net!
Yeni Ortam Değerlendirmeleri Arşivi
|