Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

   































































































Ana Sayfa


G Ü N D E M


Yunan Başkaldırısı


Modern revizyonizmin uzun yıllardır propagandasını yaptığı "toplumsal ilerleme" tezi, 1980'ler ertesinde, Amerikan emperyalizminin "demokratik açılım" söylemiyle birleşmiştir. Marksizmin evrensel tezlerinin tam bir tahrifatına, değiştirilmesine ve bozulmasına dayanan "toplumsal ilerleme" tezi, Sovyetler'in düşürülmesinden sonra, giderek Marksist ustaların belirlemelerinin bir kenara bırakılmasını getirmiştir. Diyalektik yöntemin yerine basit uslamlamalar geçirilmiştir. Formel mantığın tüm kategorileri, bu uslamlamalarda diyalektiğe aykırı tüm niteliklerine rağmen, en geniş ölçekte kullanılmaya başlanılmıştır. Bu, hele hele 1990'lardan başlayarak, solda da egemenleşen bir tahlil ve vargı yöntemi olmaya başlamıştır. Belli ekonomik, siyasal, sosyal vb. olay ve olgular karşısında, diyalektik yöntem dışlanmış, her bireyin kendi yaşam sürecinden elde ettiği "mantık" kullanılır olmuştur. Herhangi bir Marksist belirleme ya da tez, Marksizme dayanmaksızın eleştirilebilmeye başlanmıştır. Marksizme dıştan yapılan bu sözde eleştiri ve katkılar, Marksizmin evrensel tezleri ve belirlemeleriyle uyumlu olup olmadığı, onlara ters düşüp düşmediği önemsenmeksizin, solda yer bulmaya başlamıştır.

Amerikan emperyalizminin Marksizme karşı dünya çapında başlatmış olduğu ideolojik saldırının temel dayanağı olan "demokrasi" söylemi, bu tür bir "sol" destekle, uyduruk gelişme için uygun bir kamuoyunun oluşmasını sağlamıştır. Marksizmin temel ve evrensel belirlemelerini esas alan, Marksist ilkeleri önde tutan her yaklaşım ise, "otoriterizm", "anti-demokratik tutum", "Stalinist parti anlayışı" olarak yargılanmaya başlanmıştır. Bunun sonucu olarak "bireyin birey olma zamanının"geldiğini, Marksist olmadan önce "birey" olmak gerektiğini, ancak "gelişkin bir bireyselliğin" kişiyi Marksist yapabileceğini savunan insanlar sahneye çıkmış, çıkarılmıştır. Birey olmak diye sunulan bireycilik ile devrimciliğin çelişmediği, tersine bireyin kendi öz niteliklerinin gelişmişliğinin onu daha iyi devrimci yapacağı şeklindeki propaganda, yeni yetişen genç kuşağı kuşatıp derin bir etki altına almıştır.

Tüm bunlar, burjuvazinin neo-liberalizm olarak tanımlanan yeni emperyal politikasına uygun faaliyetler olarak, dünya çapında yürütülmüştür. Böylece modern revizyonizmin yeni biçimi ile emperyalizmin yeni propagandası birbiriyle çakışarak, günümüze kadar yeni bir kavrayışa sahip yeni bir "sol" kuşağın ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Bilimin, bilimsel bilginin ve bilimsel yöntemin azgın bir kuşatmayla dışlanışı karşısında, bilimin, bilimsel bilginin ve bilimsel yöntemin öneminin vurgulanışı, yeni kavrayışın mantık sistemi tarafından önsel olarak reddedilmiş, yeni yetişen kuşak arasında etkili olamamıştır. Devrimci ve Marksist örgütlenmelerin etkisi kitleler arasında giderek daralmış ve yeni kadrolar sağlanamamıştır. 1970 ve 1980'li yıllarda devrimci mücadelenin darbe yediği ülkelerde, bu gelişme çok daha derin olmuştur.

Ancak yine de, devrim programını bir yana bırakmayan ve devrimin sınıfsal niteliğini reddetmeyen, dünya devrim tarihinin tanık olduğu sayısız yenilgilerden doğru dersler çıkararak mücadeleyi sürdürenler yine bu ülkelerde varoluşlarını somutlamışlardır. Nihai hedefleri hep, tüm sınıfların ortadan kaldırılması, insanlığın gerçek ve tam kurtuluşunu sağlamak olmuştur. Bu durum, solda hemen her düzeyde kendisini yeniden üreten niteliği 2000'lerle birlikte yaygınlaştırmaya başlamıştır.

Sayısız ülkelerin devrim mücadelesi tarihinin unutturulması ya da çarpıtılarak yeni kuşaklara aktarılmasının önü kesilmektedir artık. Türkiye'de ve diğer ülkelerde, Murat Belge türü "entellektüellerin" kültür adına Osmanlı feodal -ya da Kraliyet, İmrapatorluk, Çarlık vb.- kültürünü sunuşları yadsınmaktadır. Genç kuşaklar, medyadaki popüler kültür bombardımanıyla birleşerek kendilerine yeni kuşağın "imajı" olarak sunulan nonoş ve liboşlardan usanmış, bilimsel bilgiyle ilgilenen ya da öğrenmek isteyen her yeni genç unsur ideolojik çarpıtma çemberini kırmaya başlamıştır. Modern revizyonistler ve neo-liberaller eliyle içine hapsedildiği "toplumsal ilerleme" söylemli, "demokratik" maskeli ölümcül yıkım ortamına başkaldırmaya, isyana hazır duruma gelmiştir. Yunanistan'daki gelişmeleri bu açıdan gözlemliyoruz.

Ancak böyle bir durum ortaya çıktıktan sonra, dünyadaki tüm sol örgütlerin, bu ortama göre "politika" yapmaya başlayıp başlamayacaklarını; ilkelere, stratejilere ve çizgilere yeniden sahip çıkıp çıkmayacaklarını da dikkatle izliyoruz. Çünkü bu olmazsa, Yunan "başkaldırı" ve "isyan"ı, bireycilik ile devrimciliği tümlemeye çabalayan, diyalektik yöntemin yerine anarşiyi koyan bir çizgide, burjuvazinin yeni emperyal politikasına uygun bir eylem olarak kalacaktır.






• Yeni Ortam Değerlendirmeleri Arşivi •