| |

Ana Sayfa
|
Güray Öz
guray@cumhuriyet.com.tr
Memleketin Halleri
Tamam ben bilmiyorum da peki siz biliyor musunuz, Mustafa neden yatıyor içeride? “Görmüş geçirmiş”, “tecrübeli” gazeteciler meslektaşları hapiste kalsın diye savcılığa soyunurken gazetecilerin yüzüne tükürülsün, aşırı giden içeride tutulsun, dışarıda kalanlar birbirine girsin, gazete nedir bilmeyenler gazetecilik dersleri versin diye mi?
Musluktan akan sıcak su birdenbire kesilince İngiliz anahtarını
kapıp hışımla işe girişecekken, “dur” dedi
oğlum, “o senin yapabileceğin iş değil”. O
sırada elektrik süpürgesi “pof” diye
topladığı tozu dışarı salıverdi. “Tamam”
dedim, “işte bunu biliyorum ben, torbası yerinden
çıkmış”. Hemen açtım kapağını süpürgenin ve yeni torbayı
takmaya niyetlendim. Başka bir modele ait olduğu için uymayan torbayı
kesip biçip uydurdum. Karımdan takdir beklerken “Gene
poflar o, sen git yazını yaz” dedi bu defa kızım.
* * *
Ben de bildiğimi sandığım işe döndüm.
Peki neyi biliyorum ki ben? Memlekette bir şeriat tehlikesi
olmadığını biliyorum. Ta başından beri ABD planlarının Türkiye için
“ılımlı İslam” ceketini
uygun gördüğünü, bu üstümüze oturmayan ceketi giydirebilmek için içeriden,
dışarıdan yıllardır yoğun, zahmetli bir çaba içine girenlerin sonunda
başardığını biliyorum.
Nereden biliyorum?
Irak’tan gelen Nakşi şeyhini
karşılamak, arabasına ellerini sürebilmek için 20 bin kişinin
toplanmasından biliyorum. Cüppeli Ahmet
Hoca’nın akıllara seza konferansını dinlemek için 9
bin kişinin Kayseri’de spor salonunu harem
selamlık, hıncahınç doldurmasından biliyorum.
İçki yasağının bir sağlık sorunu değil, ılımlı
İslamın bir işareti olarak, sinsi bir şekilde memleketin
taşrasına hâkim olduğunu, metropollere uzandığını ve oralarda da artık
mahalle mahalle egemenlik kurduğunu biliyorum.
İktidarın artık kavi, muhkem olduğunu bildiğim için
biliyorum.
Generallerin gözaltına alınmasından biliyorum.
“Bundan sonra fişleme sırası bizde” diyen
muhterem milletvekilinden biliyorum. “Şeyini şey
ettiğimin şeyi” diyen, “Kutlu yolumuzdan
bizi kimse döndüremez” diyen bakanın artık gazetecilerin
yüzüne tükürmesinden biliyorum. Cemaatleri soruşturan savcının kendisini
hapiste bulmasından, cemaatlere dokunanın ellerinin yanmasından
biliyorum.
Ankara’da Sakarya
Caddesi’nde direnen TEKEL işçilerinin
çadırlarının her an yıkılması ihtimalinden biliyorum.
İşte gördüğünüz gibi biliyorum.
İnsan bir şeyleri biliyorsa bir şeyleri de bilmiyor demektir.
Peki ne bilmiyorum ben?
Yarın ne olacağını bilmiyorum.
* * *
Bizim gazetenin ta başından beri TEKEL işçilerinin haberlerini
veren, hakkını hukukunu savunan iki üç ulusal gazeteden biri olduğunu
bilen sol cenahtan arkadaşların gazeteye vurmak için neden sürekli fırsat
kolladıklarını bilmiyorum mesela. Bunlardan biri geçenlerde bizim boş
böğrümüze sıkı bir yumruk salladı.
Anladım, bizi beğenmiyor. Daha sıkı, daha solcu olmamızı
istiyor.
“Siz nasıl olur da size küfredenlere, İlhan Selçuk,
Mustafa Balbay gözaltına alındığında
‘yetmez, hepsini alın’
diyenlere sayfalarınızı açarsınız” diye açık mektup
yazıyor, TV kanalında senaryolar uyduruyor.
Açarız biz, yüce gönüllülüğümüzdendir zahir!
Ama en komiği bize uygun gördüğü
“sosyalistimsi” unvanıdır ki, insan
gülmekten katılıyor okuyunca. Oysa işte tam da bu nedenle kendilerinin
neden bir türlü gazete yapamadıklarını anlamaları gerektiğini düşünüyorum
da artık tutuyorum kendimi.
Bilmiyorum neden böyle berbat bir yazı yazar sol cenahın bu velut
kalemi?
Daha başka bilmediklerim de var, bildiklerimi fersah fersah
geride bırakan.
* * *
Tamam ben bilmiyorum da peki siz biliyor musunuz, Mustafa neden
yatıyor içeride? “Görmüş geçirmiş”,
“tecrübeli” gazeteciler meslektaşları
hapiste kalsın diye savcılığa soyunurken gazetecilerin yüzüne tükürülsün,
aşırı giden içeride tutulsun, dışarıda kalanlar birbirine girsin, gazete
nedir bilmeyenler gazetecilik dersleri versin diye mi?
Öyledir herhalde.
Ne de olsa memleketin hali gibidir halimiz.
Güray Öz Arşivi
Cumhuriyet
|