| |

Ana Sayfa
|
Güray Öz
guray@cumhuriyet.com.tr
Perde Kalkınca
Artık askerin siyaset sahnesinden çekiliyor olması “hayırlara vesile” olacaktır. Baş başa kalacağız. O zaman bu arkadaşlar sivil diktatörlüğün savunulmasının zor bir iş olduğunu göreceklerdir. Bahaneleri kalmayacağı için, ya güce biatları tamama erecek, “biz farklıyız, yalnızca demokrasi için destek veriyoruz” mavalı işe yaramaz hale gelecek ya da “yahu biz ne yapıyoruz” demeye başlayacaklardır.
Siyasal güçlerin sıralanışında yeni sayılabilecek gelişmeler var.
Ülkenin tarihine iki tam, bir yarım, iki çeyrek müdahalede bulunmuş güç,
yani TSK, artık devrede olmadığını ilan etmiş durumdadır.
“Bu durum korunması gereken ve kuruluştan gelen kimi
temel ilkeler bakımından tehlike yaratıyor” diyenler
durumdan hoşnut olmasalar da böyledir.
Bu hoşnutsuzluğun, eğer ülkenin geçmişine ve geleceğine nesnel
bir bakış gerçekleştirebilirsek, gereksiz ve haksız olduğunu da
söyleyebiliriz.
İki tam, bir yarım, iki çeyrek müdahalenin 12 Mart 1971 ve 12
Eylül 1980’de gerçekleşenleri bugün karşı karşıya kaldığımız vahim
tablonun temel nedenleridir. 12 Mart ve 12 Eylül, Türkiye’yi dinci bir
kalkışmanın sabırla döşenmiş rayına sokan güçlerin palazlanmasına,
aydınlanma felsefesinin zedelenmesine, solun tasfiyesine, böylelikle
ülkenin vicdanının kirlenmesine yol açmışlardır.
Her iki askeri darbe de zamanın genç kuşaklarının beynini dümdüz
etmiş, günün “gereksinimlerine” yani
sermayenin ve dış güçlerinin çıkarlarına uygun hale getirmiştir. Kimileri
buna “zamanın ruhu” diyor da kendini
rahatlatıyor, değildir; söz konusu olan genleriyle oynanmış
zamandır.
Şimdi ise artık farklı bir durumla karşı karşıyayız. Askeri darbe
olasılığı, velev ki kuruluş felsefesinin ilkelerinin korunmasını amaçlamış
olsun, kalmadığına göre, artık memleketin gerçek siyasal güçlerinin
kendilerini gösterme, kendi güçlerine güvenme, kendi güçlerini oluşturma,
harekete geçirme zamanı gelmiş demektir.
* * *
O kuruluş felsefesi tehlikedeyse, ki tehlikededir, harekete
geçecek olan güçler kendi kapitalizmlerine de kuşkuyla
yaklaşmayı bilen gerçek liberaller, sosyal demokratlar ve
komünistlerdir.
Gerçek liberaller deyince okuyucularımdan bir kısmının
şaşırdığını görür gibiyim. Haklılar, bu tür liberallerden o kadar az kaldı
ki, ama benim öyle nitelememin nedeni, Türkiye’deki sermaye yapısının dışa
bağımlılığı ve okumuş yazmışların, teşbihte hata aranmaz, kuşkusuz
aydınlanmaya katkıları inkâr ve ihmal edilemeyecek kadar büyük
“tercüme odası” doğuşlu olmasındandır. O
anlayışın mirasına sahip çıkan, yani her
“yeniliği” çevirerek öğrenenlerin pek
çoğu, 80’li yıllarda solu, sosyalizmi ve eleştirel liberal düşünceyi hızla
terk edip neoliberalizmin kaypak ruhuna kendilerini teslim
ettiler.
Şimdi oradan “askeri darbe
karşıtlığı” maskesi altında dinci bir sivil vesayete
aktif hizmet sunmaktadırlar.
* * *
İşte tam bu nedenle artık askerin siyaset sahnesinden çekiliyor
olması “hayırlara vesile”
olacaktır.
Baş başa kalacağız.
O zaman bu arkadaşlar sivil diktatörlüğün savunulmasının zor bir
iş olduğunu göreceklerdir.
Bahaneleri kalmayacağı için, ya güce biatları tamama
erecek, “biz farklıyız, yalnızca demokrasi için destek
veriyoruz” mavalı işe yaramaz hale gelecek ya da
“yahu biz ne yapıyoruz” demeye
başlayacaklardır.
* * *
Bu tablonun, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu dinci
motiflerin zaman içinde koyulaşan rengiyle bezeli sivil vesayet
ya da isterseniz sivil dikta deyin, tehlikesini daha açık, daha görünür
hale getirdiği, getireceği kesindir.
O zaman yapılacak iş; işçilerin, çalışanların, aydınların ülkenin
ve kuşkusuz kendilerinin başına gelen ve gelecek olanı bir an önce
görmeleri, gereğini yapmaları, yani örgütlenmeleri, kimseden de medet
ummamalarıdır.
Bunun için emperyalizm tahlilleri yeniden hatırlanmalı, kuruluş
felsefesini, aydınlanmayı korumanın ve ilerletmenin başka yolunun olmadığı
artık, nihayet kabul edilmelidir.
Şimdi durum böyle bir uyanış, böyle bir hamle için
uygundur.
Çünkü gerçeği gizleyen perde ortadan kalkmış
bulunmaktadır.
Güray Öz Arşivi
Cumhuriyet
|