| |

Ana Sayfa
|
Güray Öz
guray@cumhuriyet.com.tr
Yurtseverliğin Geçerli Bir Tanımı
Her türlü kötülüğü kahramanlık gibi sunuyorlarsa, İran'ın uranyumunu yerin yerinden oynayacağı İstanbul’da depolamayı büyük bir dış politika başarısı gibi sunuyorlarsa, ana muhalefet partisinin lideri masum ve samimi ilan ettiği cemaatin mutemedi tarafından “bak ben daha neler biliyorum” diye uyarılıyorsa, bu partinin umut vaat ettiği söylenen Gandi’sinin önünü kesmek için ihtiyar heyeti birbirine giriyorsa, partiye bir ufuk olarak daha ılımlı ve “zamanın ruhuna” uygun politikalar öneriliyorsa... Dizayn ediyorlar işte...
Şimdi herkesin dilinde, yazarların kaleminde yeni bir şablon var: “Türkiye dizayn ediliyor.” Doğru mudur, öyle midir, Türkiye yeniden biçimlendiriliyor, şekli şemali, politikaları yeniden mi çiziliyor?
Bu şablon boynu bükük bir genel kabul gördüğüne göre, el hak öyledir.
Ama bu türden yaklaşımların küçük bir kusuru vardır. Türkiye'yi, onun iç dinamiklerini, halkını hiçe sayar; politika sahnesini en solundan en sağına kadar emir kulu kabul eder. Hadi bu “küçük” kusuru bir yana bırakalım da, bakalım bu yeniden dizayn hikâyesi neyin nesiymiş.
* * *
Bu yeniden dizayn hikâyesinin piyasada çok alıcı bulmasının nedeni değil vesilesi Deniz Baykal'ın bulunduğu mekânın gözlenmesi, dinlenmesi, çekilen her neyse filmin servis edilmesi oldu.
Arkası da geldi.
Deniz Baykal partisinin başkanlığından istifa etti. İstifa ederken, partisinin üyelerini yandaşlarını, partiye yandaş olmasalar bile solu, hayretlere düşürecek bir açıklama yaptı. Bu işlerden ‘F-Tipi'nin sorumlu olmadığını açıkladı. ABD'de mukim, gözü yaşlı Fethullah Hocaefendi bir aracı ile üzüntülerini bildirmiş ve Baykal da bu üzüntünün samimiyetine inanmıştı. İnanmakla kalmamış herkesin de inanmasını rica etmişti.
Bu istifa açıklamasının ardından CHP’nin, Türk siyaset arenasının enine boyuna pek karıştığı malum. Herkesin kafasındaki soru ise “Baykal neden böyle bir açıklama yaparak, Ergenekon tertibinden tutun da yakın tarihin pek çok gelişmesinde parmağı bulunduğu konusunda derin kuşkular uyandıran ‘F-Tipi’ni akladı, ideolojik ortağından AKP’den neden ayırdı ki” şeklinde biçimlendi. Bilemeyiz. Harc-ı âlem yorum, “iki gücün arasını açma çabası” olur ki, pek zavallıca bir politikanın işareti sayılmalıdır ve pek geçersizdir, gerçeklerden pek uzaktır.
Peki nedir?
* * *
Tam bunu düşünür, mantıklı bir yanıt ararken, Fethullah Hocaefendinin mutemetlerinden Hüseyin Gülerce Beyefendinin ilginç, ilginçten de öte açıklaması geldi. Fethullah Hocaefendi ile Baykal ilişkisi konusunda “öyle bir şey biliyordu” ki, Sayın Gülerce, “açıklasa yer yerinden oynar”dı.
Oynar mıydı?
Bilinmez oynar mıydı? Bilinse de önemsizdir.
Türkiye'de yer yerinden oynasa da bir şey olmaz.
En son yer yerinden oynadığında 30 bin insanımızı yitirdik, bir sürü laf ettik, hâlâ yer yerinden oynayacak korkusu içinde hayatımızı biçare bir şekilde sürdürmüyor muyuz? Sürdürüyoruz.
Peki bizi yeniden dizayn ediyorlar mı?
Ediyorlar.
Her türlü kötülüğü kahramanlık gibi sunuyorlarsa, İran'ın uranyumunu yerin yerinden oynayacağı İstanbul’da depolamayı büyük bir dış politika başarısı gibi sunuyorlarsa, ana muhalefet partisinin lideri masum ve samimi ilan ettiği cemaatin mutemedi tarafından “bak ben daha neler biliyorum” diye uyarılıyorsa, bu partinin umut vaat ettiği söylenen Gandi’sinin önünü kesmek için ihtiyar heyeti birbirine giriyorsa, partiye bir ufuk olarak daha ılımlı ve “zamanın ruhuna” uygun politikalar öneriliyorsa...
Dizayn ediyorlar işte...
* * *
Bu türden dizayn etme çabaları halkı, iç dinamikleri, memleketin diri sol güçlerini hesaba katmaz. Bazen pek küçük görünen bir karşı çıkış dizayn edicileri, toplum mühendislerini şaşkına çevirmeye yeter. Yeter de, önce insanın bu “dizayn edilme” lafına bozulması, ayağa kalkması, zamanın ruhuna değil, bütün zamanların ütopyasına, umuduna inanması ve harekete geçmesi gerekiyor.
Buna da yurtseverlik deniyor zaten.
Güray Öz Arşivi
Cumhuriyet
|