| |

Ana Sayfa
|
Güray Öz
guray@cumhuriyet.com.tr
Aşkın Durumların Şairi
Kalabalık bir gruptuk. Şairi ziyarete, ondan şiirlerini
Cumhuriyet’te yayımlamak için izin istemeye gitmiştik.
Koltuğunda bir dev gibi oturuyordu.
Epeyce uzun kaldık orada, şairi dinledik.
Başımızda İlhan Abi vardı. Yazının
ustası ile Türk şiirinin yaşayan ustası derin bir söyleşinin içinde
aşkın bir durum yarattılar.
Biz dinledik.
Arada lafa karıştık mı hatırlamıyorum, karıştıksa da
önemsizdir.
O söyleşinin metni Cumhuriyet’te yayımlandı.
* * *
Aksaray’daki kitabevinin vitrininde asılı KARŞI duvar
gazetesini, burnumu cama dayayıp okuduğumda gençliğinin ilkbaharında
bir delikanlıydım ben.
Hakkında dava açmış olan, şimdi kimsenin bilmediği bir
savcıya seslendiği o unutulmaz şiir bugün Türk şiirinin en önemli,
en derin, en aşkın şiirlerinden birisi olarak kâğıtlarda,
belleklerde, insanlığın içinde, sokakta, günde, güncede tıpkı o
günkü gibi öylece duruyor.
Geçen pazar günü yeri geldi, yeniden yayımladık
onu.
Türkçenin bu aşkın şairi, onun şiirleri belleklerde
duruyor, ama tüm belleklerde değil.
Okuduğu manzumeleri şiir zannedenlerin hafızaları derin
şiire değil, basit manzumeye ayarlıdır. Ezber başka, şiir okumak
başka.
Onlar unuturlar ve karıştırırlar.
Başbakan da karıştırdı.
Başbakan’ın konuşmalarını hazırlayanlar
herhalde şiiri, şairi, hele hele aşkın şiiri hiç
bilmiyorlar.
Faruk Nafiz Çamlıbel’le Fazıl Hüsnü
Dağlarca’yı karıştırmışlar.
Hiç ilgileri yoktur.
Hiç benzemezler.
Hem zaten her şiir her okuyana yakışmaz.
Başbakan geçen günlerde beğenmediği birilerine
“Komünistler gibi çamur atıyorlar” diye
veryansın ediyordu. Sosyalistleri, komünistleri tanımadığından mı,
işine öylesi geldiği için mi, işe yarar diye mi,
“antikomünizm her zaman, her derde devadır” diye
düşündüğünden mi bilmem.
Fazıl Hüsnü ise bize “Ben komünistim”
demişti o unutulmaz söyleşide.
Gazetede duruyor, isteyen açıp bakabilir.
Öyle sıradan, herkesin olabileceği gibi değil, aşkın bir
komünistti Fazıl Hüsnü Dağlarca.
Çağların ötesinden gelip çağların ötesine uzanan
cinsinden.
* * *
Zaman geçiyor.
Fazıl Hüsnü de gitti.
Hiç kimseye, hiçbir şaire benzemezdi.
Şiirin sözcüklerle yazıldığını, ama sözcüklerin şairin
kaleminde kendilerinden vazgeçebildiklerini, şaire tabi olduklarını
da ondan öğrendim ben.
Harfin, hecenin, sözcüğün, sözün şairin aklına girip bambaşka
bir şey olarak çıktığını gördüm.
Onun için o gün, “Bana bir sözcük verin, size bir
şiir vereyim” demişti.
* * *
Ergenekon davası başladı. Fazıl Hüsnü yıllar önce
“Savcıya” şiir
yazmıştı. İlhan Abi de
“savcıya” yazılar yazıyor. Biz şairi uğurladık.
Davanın kaotik havasıyla meşgulüz hepimiz, ama o şiirler, o yazılar
aşkındır. Öylece duracaklar.
Tıpkı o unutulmaz söyleşi gibi.
Türkçenin aşkın yazarı ile şairi söyleştiler, biz dinledik,
zaman geçti. Sonra şair gitti.
Nereye gitti? Kimisi “gökyüzüne” der,
ben “ıssız mavi bir karanlığa” derim,
hepsi aynıdır.
Aynılıkları, aşkın olanın hiçbir yere
gitmemesindendir.
İşte orda duruyorlar zaten...
Güray Öz Arşivi
Cumhuriyet
|