| |

Ana Sayfa
|
Güray Öz
guray@cumhuriyet.com.tr
Oyun Bozana Çok Kızdılar
Oysa işler ne de güzel gidiyordu. Aydınlanma diye iki de bir
önlerine sürülen vicdanını çoktan yitirmiş, çürüdüğü gözle görünen
organizmanın her yerini sarmışlardı.
Büyük rüyayı nihayete erdirmeye mek parmak
kalmıştı.
Neredeyse hemen herkes biat vaziyetlerindeydi.
Bir zamanlar Marx okuduğu için kendini
Marksist zanneden, gerçekte yükselen dalgalarda solun kayığıyla gezinmiş
olanlar bile, Habermas nam geç vakit filozofunun
kitaplarından elde ettikleri kırıntılarla cemaatçi olmanın huzuruna
kavuşmuşlardı.
Her şey berbat oldu şimdi.
Neredeyse bütün emekler boşa gidecek.
O nedenle çok kızıyorlar.
Cemaatin güçlü adamları ise öfkeden kuduruyorlar.
Hapse tıktıklarını, zindana savurduklarını, hücrede tuttuklarını
halletmişlerdi zaten. Dışarıda kalmış, ama hep tehdit altında
olduklarından sesleri çıkmayan, çıksa da pek duyulmayanlar da
önemsizdi.
Ama bu adam?
Bu adam kuşkulanıp kenara çektikleri, konuşacağını zinhar
ummadıkları birisi, nihayet kendilerine yakın biriydi. Üstelik
“büyük ittifak”ın bozulduğu izlenimini
de yaratıyor, canlarını daha çok sıkıyordu.
Feryatları ondandır.
* * *
Peki ama “büyük” medyadaki bu
sessizlik neden?
Nedeni korkudur. Sağlarına sollarına bakıyorlar ve baktıkları her
yerde bir cemaat adamı görüyorlar. Yalnız görmüyorlar, biliyorlar da
üstelik.
O nedenle yüzlerinde tuhaf bir hicap pembesiyle sessiz kalmayı
yeğliyorlar.
“Sessizlikle boğmak” dedikleri bu kadim
yöntem onları cemaatçi yapmıyor, ama cemaatin gizli bir sevinç içinde bu
sessizliği seyrettiğini de biliyorlar.
Bunun belki de mükafatını görecekleri bir gün gelecektir, şimdi
susmak, derin ve “ulvi” bir sessizlik
içinde fırtınanın geçmesini beklemek zamanıdır...
* * *
Peki, bu adam yeni bir şey mi söyledi.
Hayır.
Söyledikleri yeni değildir.
Yeni olan bu adamdır.
Hanefi Avcı’nın söylediklerini
Hikmet Çetinkaya yıllardır söyler.
Cumhuriyet gazetesi yıllardır yazar. Ama Avcı içeriden
geliyor. Bizim evvel eski bildiğimiz gerçekleri perdeyi parçalayarak
anlatıyor .
Çetinkaya’nın anlattıkları cemaatle
cepheden mücadele etmeyi göze almış bir araştırmacının, karşıdan birinin,
bir gazetecinin göz önüne serdiği gerçeklerdi.
Şimdi durum biraz farklıdır.
Şimdi meşru kılınmaya çalışılan o örgütlenmeyi devletin içinden,
hâlâ devletin içinde olan, cemaatin yaptıklarını yakından görmüş, izlemiş,
bilmiş birisi anlatıyor.
Üstelik değişmiş, dönmüş birisi de değildir. Hâlâ dindar, hâlâ
devlet diyen, hayatı solcu kovalamakla geçmiş, hâlâ kendi mantığını zerre
değiştirmeden “bu işler iyi işler değil”
diyen bir adam var karşımızda.
Dönek diyemiyorlar o yüzden.
Ne diyecekler? Bildikleri o eski ve sık sık kullandıkları küfürle
saldırmayı yeğliyorlar. “Artık yükselemeyeceğini anladı
da, ikbal kapısı kapandı da onun için böyle oldu”
diyorlar.
* * *
Ama asıl darbe cemaatçilere inmedi.
Asıl darbe “artık zamanı geldi, geç kalırsak
dışlanacağız ve pek kötü olacak” diye telaşla cemaate
yanaşmaya çalışan “liberal” tayfaya
indi.
Perişandırlar.
O nedenle susuyor, “ancak böyle derin bir
sessizliğin içinde boğarız bu Avcı’yı” diye
düşünüyorlar.
Kimi arkadaşlar da Avcı’nın
söylediklerini dikkate alacak bir savcı arıyor.
Peki, bir savcı bulunur mu?
Şunun şurasında referanduma ne kaldı?
Bu referandum ne için yapılıyor ki?
Cesaretin son damlasını da alıp götürmek için değil
mi?
Güray Öz Arşivi
Cumhuriyet
|