| |

Ana Sayfa
|
Güray Öz
guray@cumhuriyet.com.tr
Kurtların Sessizliği
Sessizlikle boğma girişimi sürüyor.
Medya’nın, kaçınamadığı üç beş yazı ve
programdan sonra yine neredeyse örgütlü bir suskunluğa
bürünmesi bir yana, daha önemlisi, cemaat hesabına yazılmak kaydıyla,
anlaşılabilir sessizliğidir.
Hanefi Avcı hakkında açılmış bir idari soruşturma, Ankara
Cumhuriyet Başsavcı Vekili’nin, kitaptaki
iddiaları soruşturmaya dönüşmesi umudunu taşıdığımız
incelemeye alması ve nihayet kitapta adıyla sanıyla
belirtilen “Ömer”in
“artık bu bir soruşturma konusu olmuştur, sakın ola yazı
yazmayın, program yapmayın” ültimatomu...
Hepsi bu kadar.
Öyle sanıyorum ki “Ömer”in
ültimatomu çok etkili olmuştur.
Yani kısacası anlaşılan odur ki
“cemaat”
“susun!” demiştir.
Suskunlukla, sessizlikle boğmanın nedeni budur.
* * *
“Cemaat” sözcüğünü tırnak içinde yazmamın
nedeni de budur.
Çünkü yaşadığımız çağda gelişen, yani aydınlanmayı aşmanın
sıkıntılarını çok yönlü olarak yaşayan dünyanın karşısına çıkarılan cemaat
olgusu ile, dünyanın pek çok ülkesinde hayat bulan suç örgütlerini
“cemaatleri” birbirinden ayırmak
gerekiyor. Ayırmak gerekiyor da, birbirinden büsbütün koparmak yanlışına
düşmeden yapılması gerekiyor bu analizin.
Cemaat, sosyolojik bir olgudur ve bir suç örgütü olarak
“cemaatin” beslendiği alandır. Kuşkusuz
tekrarında yarar var, kendini aşma sıkıntılarını çokboyutlu olarak yaşayan
aydınlanmanın, modernitenin en önemli ve güçlü düşmanıdır.
* * *
Günümüzün sonradan olma cemaatçi
“entelektüellerinin” pek tuttukları geç
vakit filozofu Habermas da bu çatışmayı camları koyu
siyah güneş gözlüklerinin arkasından anlatmayı seviyor. Habermas amaca
uygun olarak, durumu günümüz neoliberallerinin pek sevdiği sözcüklerle
tanımlamayı seçiyor. Kendini aşma çabasındaki aydınlanma,
“Bilime iman eden katı doğalcılık”
olurken cemaat “siyasi olarak yenilenmiş bilinç”
olarak meşruiyetin sınırları içine çekilivermektedir.
Peki ne olacak?
Ne öneriyor geç vakit filozofumuz?
Onun önerdiği, Hegel’in
“dinin aklın tarihine dahil olduğu”
varsayımından hareketle, bilime iman eden aydınlanmanın cemaatle
uzlaşmasıdır. (Doğalcılık ve Din Arasında. Habermas. 2009. YKY
yayınları)
Unuttuğu ise aydınlanmanın bilime iman
etmediği, dayandığıdır.
Bilimin kuşkularla geliştiği, cemaatin ise dogmalarla kendini
dayattığıdır.
* * *
Bu çatışmadan kim üstün çıkar ?
Bunu bilmiyoruz.
Bildiğimiz kavganın gittikçe sertleştiği, cemaatlerin dogmalarını
giderek katılaştırdıkları ve pek çok yerde devletleştikleri, modern
toplumu yenilgiye uğrattıklarıdır.
Burada günümüz dünyasında sıkıntılar içindeki kapitalizmin,
kârlarını sürekli kılabilmek, kaçınılmaz bunalımlarını atlatabilmek için,
“entel” uzmanlarını cemaatle uzlaşmayı
teoride, pratikte hazırlamaları ve gerçekleştirmeleri için piyasaya
sürdüğünü biliyoruz. Büyük mesafe kaydetmişlerdir. Cemaatin yazıcılarıyla
muhabbet içinde, büyük bir coşkuyla karanlık bir geleceğe doğru
yürümektedirler.
Uzlaşmanın Irak’ta,
İran’da, Pakistan’da
ABD’de daha pek çok yerde ortaya çıkan sonuçları
onları ürkütmüyor, günü kurtarmaya çalışıyor, zafer naraları atarak, deli
danalar gibi aydınlanmayı ve onu aşmayı, sosyalizmi savunanlara
saldırıyorlar.
Bu arada bir “densiz” cemaatin
içinden çıkıp da işleri berbat edecek ha!..
Olacak iş değildir.
Sessizlikle, suskunlukla boğmanın,
“derin” olanaklarla işi kapatma
gayretinin arkasında yatan da işte bu kızgınlığın ete kemiğe
bürünmesidir.
Güray Öz Arşivi
Cumhuriyet
|