Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

   

















































































































Ana Sayfa


Prof. Dr. Korkut Boratav




Amerikan Solcuları ve Obama



Barack Obama'nın seçilmesine sevinelim mi? Üzülelim mi? Türkiye'de medyanın, okur-yazar takımının büyük bölümünün sevindiği; devletimizin yüce çıkarlarına duyarlı çevrelerin ise, Obama'nın Ermeni lobisine "paçayı kaptırmış" olması nedeniyle endişeye sürüklendiği gözleniyor. Bu sonuncu türden yarı-paranoyak saplantılara karşı sağduyulu bir tepki ise (yanılmıyorsam) Soli Özel'den geldi: Dünya için iyi olan birşeyin Türkiye için kötü olacağını düşünmenin yanlış olduğunu söyledi.
     
Ben de, "acaba solcuların enternasyonali diye hayalî bir örgüt olsaydı, üyeleri nasıl bir değerlendirme yaparlardı?" diye düşünmeye başladım. Onlar, soruyu, "herkesin çıkar birliği içinde yaşadığı bir dünya için iyi olan nedir?" diye ifade etmezlerdi. Çatışmalı, çelişkili bir dünya algılaması içinde oldukları için "kimin için iyi, kimin için kötü?" ayrımını yapmak isterlerdi. Tartıştığımız olayın içinde yaşayanlar da Amerikalılar olduğu için, ben de kafa berraklığı için Amerikan solcularına kulak vermeyi yeğledim.

* * *

Amerika'da "sol yelpazenin en sağında" yer alanlara "liberal" denir. Avrupa sosyal demokrasisinin sağ kanadını andıran özellikler taşırlar. Belki biraz daha solda, "ilerici" diye nitelendirilen gruplar da vardır. Kongre'deki Demokrat temsilcilerin içinde kendilerini "liberal" veya "demokrat" olarak adlandıranlar bulunur. Daha sola doğru uzanan, "sosyalizan", açıkça sosyalist, devrimci sol çevreler ise, Kongre'nin dışında, çeşitli dernek, vakıf ve yayın organlarında, küçük partilere dağılmış durumdalar. 

Bir de, tabii, siyasî gruplaşmalarla tam örtüşmeyen; ancak solda yer alan aydınlar, fikir, bilim ve sanat insanları var. Bir bölümü Marksizmle bütünleşmiş veya dirsek teması içindedir. Marksizmle yakınlık dereceleri bir yana, bu aydınları birleştiren ortak özellik, Amerikan toplumunun emperyalist niteliğini, sınıf yapısını, büyük sermayenin hegemonyasını insafsızca ve israrla teşhir etmeleridir. Bu insanlar, Amerikan toplumunun vicdanını temsil ederler.

Başkanlık seçimi sonrasında, bu sol çevreleri, akımları izlemeye çalıştım. "Temsilî bir gezinti" yapamadığımı biliyorum; ama, çeşitli renklerde tepki ve değerlendirmelere ulaşabildim. İzlenimlerimin bir bölümünü okurlarla paylaşmak istiyorum.

* * *

Gözleyebildiğim "sol" tepkileri üç gruba ayırabiliyorum: Birincisini, "Bush'un gerici yönetiminin son bulması, onu sürdürmeye aday olan McCain'in yenilgisi, emperyalist yayılmacılığa karşı barışı, büyük sermayenin tahakkümüne karşı sosyal adaleti, refah devletine dönüşü savunanlara büyük bir fırsat getiriyor. Obama'nın bu doğrultuyu seçmesi kendiliğinden değil, ilericilerin (içten çalışarak) çabaları, katkılarıyla gerçekleşir. Bu fırsat kaçırılmamalıdır" diye özetleyebiliriz.  

Bush yönetiminin amamnsız eleştiricisi Mike Moore bu grubun içinde yer alıyor; Obama'nın zaferini coşkuyla karşılıyor ve umutlarını sıralıyor: "Yeni bir çağ başlıyor. Ekonomimizi zenginlerin elinden alıp, tekrar halka verebiliriz. Sağlık hizmetlerini bütün vatandaşlara götürebiliriz. Savaş suçlularından hesap sorabiliriz. Herşey mümkündür."

Daha solda yer alan, aynı zamanda seçim sürecine de önem veren çevreler ise, Mike Moore gibi düşünenleri, "umut bağladığınız lidere, Obama'ya biraz daha yakından bakım" diye uyarıyorlar. Bunların bir bölümü, gedikli solcu Başkan adayı Ralph Nader'i destekliyorlar. Nader de seçimlerden iki gün önce yayımladığı bir açık mektupta Obama'yı "kurulu düzenin adamı" olmakla suçladı ve sol kamuoyuna şunları hatırlattı: Obama, Senato'da dev şirketleri defalarca desteklemişti. Seçim kampanyası sırasında ise büyük sermayenin bağışlarında McCain'e büyük fark atmış; sağcı İsrail lobisine tamamen teslim olmuş; Filistinlilerin kaderine kayıtsız kalmıştır. 

"Devrimci sol" diye adlandırabileceğimiz çevrelerden gelen tipik bir tepki, Carlos Fierra'dan geliyor. Fierra, "seçim sonrasında iyiye doğru bir değişme olacaksa bu, Obama'nın niteliğiyle, liderliğiyle değil; Fredrick Douglas'ın, Bill Haywood'un, Eugene Debs'in, Martin Luther King'in devrimci çizgilerini devralan sokakların gücüyke geçekleşecektir" diyor. 

Son olarak da muhalif Amerikan edebiyatının kıdemli temsilcisi Gore Vidal'in görüşlerine değinelim. Vidal, Amerikan toplumunu, "zenginler için sosyalizm, yoksullar için serbest teşebbüs" olarak nitelendiriyor ve ekliyor: "Efendilerimizden kurtulma isteği yaygındır; ama başımıza sevimli bir adam gelirse herşeyin yola gireceğine inanmamız isteniyor. Çok yanlış bir inanç…" 

Görüyoruz ki, Obama söz konusu olduğunda "solcuların hayalî enternasyonali"nin ABD canibinde "rivayet muhtelif"… Bu da doğaldır; zira, solculuk, ister Marksizmden, ister diğer muıhalif akımlardan kaynaklansın, aydınlanmanın ürünüdür ve bu gelenek içinde çeşitlilik, çokseslilik esastır; "imana" dayalı Ortaçağ yobazlığının aksine…



• Korkut Boratav Arşivi •


SoL