Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

   































































































Ana Sayfa


Şükran Soner

soner@cumhuriyet.com.tr


Madenci Dulları


Kul suçunu, sorumluluğunu, yağmayı, vurgunu, kirli siyaset-sermaye-çıkar ilişkilerini saklamada, din, inanç istismarcılığını sonuna kadar kullanabileceklerini sananlar, elbette sendikal, toplumsal örgütsüzlüğe güveniyorlar. Zonguldak’ta yine iş cinayeti niteliğinde bu türden grizu patlamalarının ardından gelen uyanışla, sendikal örgütlülük dinamizmi ile dünya emek tarihinde verilmiş en büyük dersin izlerinin tümden silinmiş olabileceğini varsayıyorlar. Zonguldak’tan dipten gelmeye başlayan seslere bakılırsa bir kez daha yanılıyorlar.



Türkiye işçi sınıfının nabzının madencilerde atmaya başladığının algılanması gereken günlerdi. 12 Eylül süreci, Özalizme karşı en büyük patlamanın burada yaşanacağının öngörüsü ile yazıişlerine bir dizi yapmayı önermiştim. Yazı dizimin odağında maden kazalarında ölen işçilerin dul kalan eşlerinin öyküleri olacaktı.. Ölüsü dirisinden daha değerli maden işçisini çok çarpıcı anlatan, karnında çocuğu ile dul kalmış genç bir madenci eşinin öyküsü bende en ağır iz bırakanı..

Ölen madencinin aile büyükleri görüşme tarihinde iki aylık bebeği ile odasına kapanmış gelinlerinin kolay kolay konuşmayacağının uyarısını yapmışlardı.. Uyuyan bebeğinin beşiğini sallarken sayıklar biçimde, fısıldar gibi yavaş sesle, galiba bir kadın ve yabancı olduğum için, kendi kendine konuşur gibi hiç kimselerle konuşamadıklarını anlattı durdu.. Dinlediklerimle donup kalmış hiç soru soramamıştım... Hâlâ anımsadıkça tüylerim diken diken oluyor...

Kocasını severek evlenmiş, karnında ilk çocuğu dul kalmıştı. Acısını içine sindiremeden kendi ailesi ile kocasının ailesi arasında çıkan büyük kavgada iki arada bir derede kalmıştı. Ailesi yeniden başkası ile evlendirmek üzere geri almak için diretiyordu. Birkaç kez zorla götürmeyi denemişler, ziyarete gittiğinde bırakmamaya çalışmışlardı. Kocasının sevgisi taptaze yüreğinde bir başka erkeğin yatağına girmeyi aklının ucundan bile geçiremiyor, öfke ile kocasının anne-babasına sığınıyordu..

Onlarda da güvende değildi. Şimdilik odasına kapanmasına fazlaca ses çıkarmıyorlardı. Kulağına koca ailesinden de başka koca arayışları çalınmıyor da değildi. Zaten komşuları odasına kapanmasının nedeni olmuşlardı. Hiç utanmadan, “Karımı boşayayım, çocuklarla evde kalır, seninle nikâh yaparım..” diyerek yolunu kesmeye kalkanlar, rahatsız edenler çıkıyordu. Çocukluk arkadaşlarını bile kaybetmişti. En can arkadaşları onunla görüşmekten kaçınıyor, kocalarının kendilerini boşayıp, onunla evlenmesinden korktuklarını açık açık söylüyorlardı. Bu dünyada beşikteki çocuğu, kocasının hayalinden başka bir şeyi kalmamıştı..

Çok genç, acının daha bir güzelleştirdiği bir kadındı. Ama paylaşılmaz oluşu, henüz çok sıcak ölüm acısına bu saygısızlık, güzelliğinden değil, ölüsü dirisinden daha değerli madenci eşinin ölümü ile bağlanmış maaş ve ödenen tazminattandı...

* * *

Her biri bir başka dram o yazı dizisinden sonra, her maden kazası olduğunda gözlerim kadın fotoğraf karelerine takılır. Öykülerini, dramlarını okumaya çalışırım... Başbakan Erdoğan’ın kader gibi sunmaya çalıştığı son büyük katliamın kadın fotoğraf karelerinde de her yaştan ağıt yakan kadınlar, anneler, eşler, kız çocukları var... Birçok çocuklu, çok genç kadınlar elbette çoğunluktalar...

Birden onların içinde, ölüsü dirisinden daha kıymetli olan madencinin de bulunmadığı gerçeği ile birlikte, parasal değeri üzerinden paylaşılmayacak kadın öyküsü, dramı çıkmayacağını da algılayıp bir başka türlü çarpılıp, donup kaldım... Ölenler toplu pazarlık hakkından yararlanan, TKİ işçileri değiller. Ölenler yerin 500 metre altında asgari ücret civarında ücretle çalıştırılan taşeron işçileri.. Dullarına sıcak acıları ile birlikte ilk gününden yaşam kavgası ek miras olarak kalmış oluyor...

Başbakan Erdoğan iktidarının sorumluluğundaki katliamdan sonra, protestolardan sıyrılmak refleksi ile Zonguldak’ta kırdığı potu düzeltecek sözler bulmak yerine dün kadere inanmayanları Diyanet’e havale etmekle, sıkıştığı her yerde dini siyasette kullanmada, iktidar sorumsuzluğunda sınır tanımazlığına bir örnek daha verdi.

* * *

Kader, seçmenden oy satın almak uğruna Türkiye’nin her köşesinde seçmene kömür dağıtan, dağıttığı kömürün karşılığı yatırım parasını TKİ’ye ödemeyen, yıllardır işçi sağlığı iş güvenliği için olmazsa olmaz yatırımları yapamayan TKİ’nin işyerinin içinde, sorumluluk alanında, taşeron şirketin işinde yaşanan katliamın kendisi olmalı. Kader iktidarının sorumluluğunda madenden tekstile yaşanan kayıt dışı, işçinin can güvenliğini yok sayan çağdışı ilkel koşullarda üretim artışı ile patlayan iş cinayetleri. Türkiye’nin en yüksek iş cinayeti içeriğinde iş kazalarının yaşandığı ülke konumuna gelmesi..

Kul suçunu, sorumluluğunu, yağmayı, vurgunu, kirli siyaset-sermaye-çıkar ilişkilerini saklamada, din, inanç istismarcılığını sonuna kadar kullanabileceklerini sananlar, elbette sendikal, toplumsal örgütsüzlüğe güveniyorlar. Zonguldak’ta yine iş cinayeti niteliğinde bu türden grizu patlamalarının ardından gelen uyanışla, sendikal örgütlülük dinamizmi ile dünya emek tarihinde verilmiş en büyük dersin izlerinin tümden silinmiş olabileceğini varsayıyorlar... Zonguldak’tan dipten gelmeye başlayan seslere bakılırsa bir kez daha yanılıyorlar.. CHP’yi vurmayı hedeflemiş komplonun bugün başlayan kurultay sonuçları ile bozulması, ters tepmesi gibi bir rüzgâr Zonguldak’tan da esmeye başlıyor...



• Şükran Soner Arşivi •


Cumhuriyet