Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

   






























































































Ana Sayfa


Şükran Soner

soner@cumhuriyet.com.tr


Medya Çağında Demokrasi Rüzgârları


Kul suçunu, sorumluluğunu, yağmayı, vurgunu, kirli siyaset-sermaye-çıkar ilişkilerini saklamada, din, inanç istismarcılığını sonuna kadar kullanabileceklerini sananlar, elbette sendikal, toplumsal örgütsüzlüğe güveniyorlar. Zonguldak’ta yine iş cinayeti niteliğinde bu türden grizu patlamalarının ardından gelen uyanışla, sendikal örgütlülük dinamizmi ile dünya emek tarihinde verilmiş en büyük dersin izlerinin tümden silinmiş olabileceğini varsayıyorlar. Zonguldak’tan dipten gelmeye başlayan seslere bakılırsa bir kez daha yanılıyorlar.



Medya çağında, emperyal tekellerin elindeki medya gücüyle, bütün dünyada, demokrasinin beşiği, birikimi, örgütlenmeleri güçlü olan ülkelerde bile gerçek demokrasinin işlediğinden söz etme lüksümüz yok. Bilimsel teknolojik devrimlerle çatışan insan hakları aleyhine büyük geriye gidiş, yoksullaşma, yoksunlaşma, ağır insan hakları ihlalleri, kanlı çıkar çatışmalarının ekseninde elbette medya gücü ile insanın kendi çıkarlarına yabancılaştırılması, gerçekle sanalın yer değiştirilmesinin etkisi büyük. Geçmişte feodalizm, krallıklar, padişahlıklar, diktatörlükler eliyle zulüm düzeni, günümüzde bireyin kendine, çıkarlarına yabancılaştırılması, güdülenmesi, haklarını savunacağı sınıfsal örgütlerinden koparılması, medyatik yönlendirmelerle sağlanıyor.

Güçlü neoliberal rüzgârlarla ülkemiz için öngörülen model, biçilen roller için, medyatik güdüleme yetmemiştir; ülkemiz insanının Cumhuriyet birikimleri üstüne 1961 Anayasası, 63 yasaları ile eklediği sol, sosyal devlet, sendikal haklar, meslek örgütlenmeleri birikimini kırmak için, 12 Mart yetmemiş, 12 Eylül darbesi eklenmiştir.

Yeri gelmişken siyasal İslam, AKP iktidar kadrolarının askeri darbelere karşı durma medyatik vitrinlerine, bunun üzerinden siyaset yapmalarına karşın, 12 Mart-12 Eylül ile barışık olduklarının, 12 Mart ve 12 Eylül darbecilerinin 27 Mayıs’ı reddetmelerinin ortak kimlik reflekslerini sorgulamak gerek...

27 Mayıs’ın askeri darbe olmasına karşın, 1961 Anayasası, 63 yasaları ile Türkiye’nin sosyal devlet, sol, çağdaş demokrasi, ideolojik çıkar örgütlenmelerine kapı açmış olması ile ilişkisi olabilir mi? 12 Mart-12 Eylül’ün Türkiye’de gerçek demokrasi, solu silindir gibi ezmek, neoliberalizmin Türkiye’ye biçtiği dona uygun, örgütsüz, kavram kargaşası içinde teslim alınmış toplum yaratma tuzağı hafife alınabilir mi? Irk ve din ayırımcılığı tuzağında siyasal toplumsal örgütlenmelerle Türkiye’nin hızla yoksullaştırılıp, yoksunlaştırılması, istenen emperyal projelere biat eden iktidarlara teslim edilmesi projeleri yok sayılabilir mi?

* * *

12 Eylül yasaklı düzeni ile neoliberal rüzgârlar batağında siyasal partilerden, sendikalara, meslek örgütlerine uzanan halkada, toplumsal örgütlenmelerimizde demokrasinin d’sinin işlemediği bir düzende, geriye sürüklenişte dur durak yok. Yine de Türkiye’nin geçmiş toplumsal birikimleri, kazanılmış refleksleri hafife alınacak gibi değil. Zengin kuzey dünyasında halk zorlandıkça, toplumsal patlamaların havası, gerçekleştirilen lider, iktidar değişiklikleri ile anılıyor. Günümüzde değişim kavramının kutsanmasının nedeni bu. Neoliberalizm, kapitalizmin kaçınılmaz krizlerinde sistem değişimin sihirli anahtarına sarılıyor.

Yoksul güney dünyasında sanal demokrasi, diktatörlükler kadar vahşi sivil iktidarlar eliyle işletilebiliyor. Yüz binleri sokağa döken renkli sivil darbeler, sandık oyunları, güdülemesinin ardından kirli emperyal çıkarlar eliyle kirlenme çok daha hızlı, acımasız yaşandığından umutlar çabuk tükenip, parlak liderler kirli sivil diktatörlerle dönüşüveriyor.

* * *

Ukrayna, en son Kırgızistan örneği modeller bizde geçerli olmuyor. Örneğin neoliberalizmin en güçlü iktidarı Özalizm, 12 Eylül’e yaslanmışken iki dönem iktidarda kalabildi. Geçmişin sendikal örgütlülük güçlerinin eseri olmasa da belleği taze kamu işçilerinin bahar eylemleri, Zonguldak madenci direnişi, yaz eylemleri ile uçtu gitti. Çalışanların yıllar içinde gaspedilmiş, kazanılmış haklarının önemli bir kısmını geri vermiş olarak...

Neoliberal rüzgârlar, medya gücünün güdülemesinde dünya başka yerlere kaymayı sürdürüyor. Türkiye de kendi koşulları içinde başka yerlere sürükleniyor.. Ecevit koalisyon hükümetinin deprem, ekonomik krizle çok ağır vurulduğu, sermayenin güçlü iktidar arayışlarının halkın özlemleri olarak pazarlandığını atlamadan, son darbe olarak ABD’nin Irak işgali, Ortadoğu projelerine karşı durduğu için son darbe ile düşürüldüğünü görmek gerek. AKP’nin, Erdoğan liderliğinin aynı eksende gökten zembille inercesine, tam da Erdoğan’ın son değerlendirmesi medya manşetleri ile iktidar yapıldığını da...

Elbette toplumsal refleksler yok olmuyor. Dönemin koşulları içinde demokrasi rüzgârlarının estirilmesinin yolları bulunuyor. Bu rüzgârlar tek tek algılanamasa, güçlü estirilemese de birbirlerine eklemleniyor... TEKEL direnişi, Zonguldak gelişmeleri, CHP’de Kılıçdaroğlu yönetimi rüzgârlarını böyle okumak gerek..





• Şükran Soner Arşivi •


Cumhuriyet